Bunun ahlaki tarafı ve telif hakları meselesi ayrıca tartışılır. Ama benim aklıma takılan bu değil... Bu şirketler kitapları fiziksel olarak ortadan kaldırmış olsa bile, dijitale aktararak aslında içlerindeki bilgileri korudular.
Peki kimsenin okumadığı ve dijitale de aktarılmayan kitaplar ne olacak? Bu soruyu sormak gerekmez mi?
Çünkü bazı kitapların başına bu geliyor. Kimse arayıp sormayınca, sahaflar da doğal olarak bu kitapları alıp satmamaya başlıyor. Neden alsın ki? Sahafta yıllarca o kitabı tutmanın maddi ya da manevi bir karşılığı yok.
Fakat yıllar sonra bir şey oluyor: Bir kanaat önderi, bir yazar ya da bir influencer o kitaptan bahsediyor. İnsanlar kitabı aramaya başlıyor. Sahafları teker teker dolaşıyor ama bulamıyorlar.
Aslında bu durum bize gösteriyor ki, bir kitabın nadir olması, eski baskı olması ya da çok aranması anlamına gelmiyor her zaman. Bazen de ironik şekilde bir kitabın hiç aranıp hiç sorulmaması da onu nadirleştiren etkenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Bir yerden sonra o kitabı bulmak da neredeyse imkansızlaşıyor.
İnsanların bir çoğu aynı zamanlarda aynı kitapları okuyor, aynı kitap listeleriyle sahafları dolaşıyor ve aynı kitapları soruyorlar. Peki düşüncelerimizi kalıplara sokan, standartlaştıran ve bizleri adeta stereotipleştiren de bu değil mi? Belki de düşüncelerimizi değiştirmek için öncelikle yapmamız gereken şey bir sahafa gitmek ve o zamana kadar aklımızın ucundan dahi geçmeyen, onun varlığının dahi bilgisine sahip olmadığımız bir kitabı bulup o raftan alıp ona geri dönüşüm öncesinde yeni bir şans vermek. Tabii ki, kendi düşünsel yolculuğumuza da.
Eylül 2026
Mustafa Men / İzmir

Yorumlar
Yorum Gönder